| Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı, insanların inançlarından ve düşüncelerinden dolayı mahkum edildikleri, devletin temel nizamlarını dine uydurmak için propaganda yaptıkları gerekçesiyle (TCK’nın kaldırılan 163. maddesi) binlerce insanın cezaevlerine konulduğu bir dönemde kurulmuştur. Vakfın tüzüğü 1 Temmuz 1988 tarihinde ‘Ankara-18.Noteri’ne’ tasdik ettirilmiş, gereken işlemlerin tamamlanmasından sonra 21 Ocak 1989 tarihinde faaliyete başlamıştır.
Yirmi üçüncü hizmet yılına başlayan Vahdet Vakfı'nın karar mekanizması; Kurucular Kurulu, Genel istişare Meclisi, Yönetim ve Denetleme kurullarından meydana gelmektedir. Meseleleri istişare etmek ve alınan kararları uygulamak değişmeyen prensibimizdir. Mü'minlerin temel vasıflarından birisinin ‘Her teklife kulak vermeleri ve o tekliflerin en güzeline uymaları’ şeklinde ifade edildiği malûmdur. Yirmibirinci hizmet yılında faaliyetine devam eden Vahdet Vakfı "Zerre miktarı hayrı küçük görmeyen ve ihlâsla eda eden" üyelerimizin gayretiyle, önemli bir müessese haline gelmiştir. Bu vesileyle bütün kardeşlerimize teşekkür ederiz.
YÖNETİM KURULU
Hüdâya tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rufu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir. İslâmi hareket, mükellefin hayatının her anına değer kazandıran bir keyfiyete haizdir. Bütün mü’minler; Allah’a (cc) imanda, din işleriyle ilgili zaruri bilgide, tevekkülde, kaza ve kadere rıza göstermede ve İslâm için her türlü çileye katlanmada aynı tekliflerin muhatabıdırlar. Aralarındaki farklılaşma; amellerindeki ihlâs, fedakarlık ve takva noktasındadır. Müslümanların temel hedeflerini; Allah’ın (cc) her emrini emrettiği gibi yerine getirmek ve O’nun rızasını kazanmakla sınırlandırmaları zaruridir. Bu temel hedef ile ‘vakıf’ müessesesi arasında zaruri bir münasebet vardır.
Vakfın Mahiyeti
Vakıf müessesesi; Allah’a (cc) iman ve hesap gününe hazırlanma gayretiyle ilgili olan bir müessesedir. Dünyada insanlara infak ve ikramda bulunmak suretiyle Allah’ın (cc) rızasını kazanma arzusu, vakıf müessesesini gündeme getirmiştir. Bu sebeble İslâm alimleri; ‘Bir mülkün menfaatini insanlara tahsis edip, aslını Allahû Teâla’nın (cc) mülkü hükmünde olmak üzere, mülk edinme veya edindirmeden alıkoymaya vakıf denilir” (İmam-ı Kasani - El Bedaiû’s Senai 6/218) tarifini esas almışlardır. Bazı muteber fıkıh kitaplarında, “Vakfın sebebi, mükellefin Allah’ın (cc) rızasını kazanmayı arzu etmesidir” hükmüne yer verildiği malûmdur.
Müslümanların iyilik ve takva hususunda birbirleriyle yardımlaşmaları, muhkem nasslarla farz kılınmıştır. Mü’minlerin temel vasıflarından birisinin ‘Her teklife kulak vermeleri ve o tekliflerin en güzeline uymaları’ şeklinde ifade edildiğini de unutmamak gerekir. Bu hususta hassasiyet göstermek, hataların asgariye indirilmesine vesile olur. Meselelerini istişare edebilen müslümanlar, asla pişman olmazlar.
Büyük Selçuklu Devleti’nin vezirlerinden Nizamülmülk, ‘Siyasetname’ isimli eserinde (sh:119-120), istişarenin önemini izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Herkes bir şey bilir, biri daha çok, biri daha az bilir. Birinin ilmi vardır, tatbik etmemiştir. Birinin hem ilmi vardır, hem de tatbik etmiştir, yani tecrübe sahibi olmuştur. Mesela; biri derdin, hastalığın ilacını okumuş olduğu kitaptan arar ve bütün ilaçların adını ezbere bilir. Başka biri bütün ilaçların isimlerini bilmekle kalmaz, tedavi eyler, defalarca tecrübe eder. Bu adam asla, diğerleriyle bir tutulamaz. Keza biri vardır ki, birçok seferler yapmış, dünyayı daha fazla görmüş, zamanın sıcağını ve soğuğunu daha fazla tatmış ve işlerin ortasında bulunmuştur. Bu arada asla sefer yapmamış, vilayetler görmemiş, işlerin ortasında bulunmamış olan kimseler de vardır. Tecrübe sahibi olanlar ile olmayanlar asla bir tutulamaz. Bütün siyasi kararlar ve tedbirler, alimlere ve tecrübe sahibi olan kimselere sorulmak suretiyle alınmalıdır. Birinin daha keskin zekası vardır, işlerin neticesini daha çabuk görebilir. Bazı alimler, şöyle demişlerdir: ’Bir kişinin aldığı tedbir, tek bir kişinin gücü gibidir. İki kişinin aldığı tedbir, iki kişinin gücü gibidir. Her durumda on kişinin gücü, bir kişinin gücünden daha fazladır. ‘Şöyle kıyas ediyorlar: Bütün dünyada yaşayan ademoğullarından hiç kimse Peygamberimiz Efendimiz’den (sav) daha alim olamamıştır. Sahip olduğu bunca fazilet ve mucizelere rağmen, yüce Allah (cc) O’na ‘ashabı ile istişare etmesini’ emretmiştir. Peygamberimiz Efendimiz (sav) ashabı ile müşavere etmekten müstağni kılınmadığına göre, salim akıl sahiplerinden hiç kimsenin, kendisini müşavereden müstağni sayması ve tek başına karar vermesi caiz değildir.” Elbette istişarenin sözkonusu olduğu her işte, karar alma usûlünün tesbit edilmesi zaruridir.
Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı; insanların inançlarından ve düşüncelerinden dolayı mahkûm edildikleri, devletin temel nizamlarını dine uydurmak için propaganda yaptıkları gerekçesiyle (TCK’nın 163. maddesi) binlerce insanın cezaevlerine konulduğu bir dönemde kurulmuştur. Kurucular Kurulu’nun üyeleri; 1Temmuz 1988 tarihinde, hazırladıkları tüzüğü Ankara Onsekizinci Noterliği’ne tasdik ettirmişlerdir. Vahdet Vakfı’nın tüzüğü, Resmi Gazete’nin 21 Ocak 1989 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Bu tarihten itibaren; cezaevlerinde bulunan mahkûmlara ve onların ailelerine, imkanları ölçüsünde yardım eden Vahdet Vakfı, eğitim ve dostluk hizmetlerine de ağırlık veren bir vakıftır. Vahdet Vakfı’nın karar mekanizması; Kurucular Kurulu, Genel İstişare Meclisi, Yönetim ve Denetleme Kurulları’ndan meydana gelmektedir. Otoritenin teşekkülü, devri ve denetlenmesi konusunda, gerekli kaideler ve kurallar tesbit edilmiştir. Meseleleri istişare etmek ve alınan kararları uygulamak, Vahdet Vakfı’nın değişmeyen bir prensibidir. Mü’minlerin birbirlerini Allah’ın (cc) rızası için sevmeleri, velâyet hukukuna riayet etmeleri ve fütüvvet ahlâkına uygun amellerde bulunmaları, imtihanı kazanmaları için birer vesiledir.
Hesap gününe hazırlanan müslümanların; mizaçlarını ve hizmet usullerini bahane ederek ‘Kardeşlik Hukuku”nu tahrip edecek davranışlarda bulunmaları caiz değildir. Rasûl-i Ekrem (sav)’in: ‘Ümmetim dünyayı gözlerinde büyüttükleri zaman kendilerinden İslâm’ın heybeti çekilip alınır. Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münkeri terkettiklerinde vahyin bereketi kendilerine haram kılınır. (ve nihayet) Birbirlerine sövmeye başladıklarında Allah’ın (cc) nazarında hiçbir değerleri kalmaz’(İmam-ı Münavi - Feyzü’l Kadir 1/404) buyurduğu malûmdur. Maalesef günümüzde müslümanların önemli bir bölümü; birbirlerine karşı olan sevgilerini ve edeblerini kaybettikleri için, ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Tefrikanın getirdiği zaaf, bütün alanlarda kendisini hissettirmektedir. Kurulduğu ilk günden itibaren Vahdet Vakfı; bu hastalıkların tedavisi için, taraflara ifrad ve tefritten uzak durmalarını tavsiye etmektedir.
Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı; mazlumları kendi ailelerinin fertleri gibi gören müslümanların kurduğu bir hizmet vakfıdır. İmkânlarını gaye maddesinde belirtilen hizmetlerin yapılması için seferber etmiştir. 28 Şubat Süreci’nde maddi ve manevi açıdan muhasara altına alınan Vahdet Vakfı, mazlumların duaları ile bütün engelleri aşmayı başarmıştır.
Üç Esasa Riayet ve Peygamberlerin Bıraktığı Miras
Hidayet nimetinin kadru kıymetini bilen her mükellefin: Sıratı Müstakiym’den ayrılmamak için, Rasûlullah’ın (sav) haber verdiği şu üç esasa riayet etmesi gerekir. Hz. Abdullah İbni Mesûd’dan (r.a) rivayet edilen Hadisi Şerif, meâlen şöyledir: “Benden işittiği sözü ezberleyen, kavrayan ve hakkını yerine getirerek rivayet eden kimseye ne mutlu!... Fıkhı taşıyan nice kimseler vardır ki, fakih değillerdir. Ve nice fıkhı bilen kimse onu, kendisinden daha fakih olana taşır! Üç şey vardır ki; Mü’min (in kalbi) bunlarda ihanet edemez. Bunları eda edince de sıratı müstakiym’den ayrılmaz. Bunlar; Amelde Allah’ın (cc) rızasını esas almak (ihlâs), Müslümanlara nasihat etmek ve cemaat halinde bulunmanın vecibe olduğuna inanmaktır. Müslümanların birleşmesiyle aralarına dalâlet giremez. Bu cemaatleşme mü’minleri bir duvar gibi ihata edip onları kötülüklerden korur.”(İmam-ı Şafii - Er Risale sh: 401-402)
Hesap gününe hazırlanan müslümanların, İslâm’ın temel hedeflerini ve tekliflerin keyfiyetini öğrenmeleri zaruridir. İmamı Serahsi, ilmin önemini veciz bir üslûpla ortaya koymuş ve şu tesbitte bulunmuştur: “Şüphesiz ki Allah’a (cc) imandan sonra, en kuvvetli farzlardan birisi de ilim öğrenmektir. Bir hadisi şerifte, “İlim öğrenmek her müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır” buyurulmuştur. İlim aynı zamanda peygamberlerin bıraktığı bir mirastır.”(İmam-ı Serahsi - El Mebsut- 1/2.) |